Atiyetullah Libi, ’11 Eylül Saldırısı Doğru Muydu Yanlış Mıydı’ Sorusunu Cevapladı

Atiyetullah Libi, ’11 Eylül Saldırısı Doğru Muydu Yanlış Mıydı’ Sorusunu Cevapladı
Nisan 17 18:16 2018

 

Asya’nın Sesi Haber Merkezi

Küresel Cihat Ekolünün lokomotifi olarak kabul edilen El Kaide, liderlerinden Atiyetullah El Libi’nin tüm eserleri, konuşmaları ve mektuplarını içeren A’malul Kamile adlı bir eser yayınladı.

Yaklaşık 2 bin sayfa olan çalışmada Atiyetullah El Libi’nin aslında El Kaide’nin temel inanç ve metodolojisini yansıtan fikirleri bulunuyor.

Atiyetullah El Libi’yi diğer tüm El Kaide liderlerinden ayırt edenin ise Libya asıllı cihat komutanının aynı zamanda hem dini bilgi birikimi ve hem de siyasi bilgi birikimiyle öne çıkması kabul ediliyor.

Meslektaşı Ebu Yahya El Libi gibi Moritanya medreselerinden mezun olan Atiyetullah El Libi’nin örgüt için önemi Abottabad Belgelerinde de görülüyor.

Birçoğu daha önce Asya’nın Sesi Haber Merkezi tarafından Türkçeye tercüme edilen Abottabad Belgeleri, Usame Bin Ladin’in El Kaide üyeleri ile mektuplaşmalarını içeriyor.

El Kaide Genel Liderliği görevi esnasında Afganistan Pakistan sınırındaki Veziristan Bölgesinde ABD hava saldırısıyla hayatını kaybeden Atiyetullah El Libi’nin A’malul Kamile adlı eserindeki öne çıkan bölümleri okurlarımız için Türkçeleştiriyoruz:

(ŞEYH USAME (RAHİMEHULLAH) MUSBET VE MENFİ YÖNLERİYLE ON BİR EYLÜL GAZVESİ’NDE İSABET ETTİ Mİ?)

Soru soran: Ma’al Hak

11 Eylül saldırısı hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Şeyh Usame (rahimehullah) ve ekibi bu hususta isabet mi etti yoksa hata mı etti? Sizin nazarınız, tecrübeniz ve deneyiminize göre bu saldırının ve akabinde gelişen olayların Afganistan’daki İslam Emirliğine, genel olarak İslam beldelerindeki İslami cemaatlere ve özel olarak da cihadi cemaatlere menfi ve müsbet tesirleri ne olmuştur?

Cevap: Kıymetli kardeşim, 11 Eylül saldırısı hakkında konuşmak ve onun değerlendirmesini yapmak hususunda bir takım zorluklar vardır. Tafsilata ihtiyaç duymaktadır. Asıl itibariyle Şeyh Usame bu konuda isabet etmiş ve doğru mu yapmıştır, yoksa isabet etmemiş midir? Bu konuda kesin bir şey söylemek bizim için zordur. Tam olarak Şeyh’in katındaki malumat, uygunluk ve daha başka şeyleri bilemiyoruz. Şeyh’i görmedik ve olaylardan sonra bu hususla alakalı kendisinden her hangi bir şey işitmedik. Ayrıca olay tarihi büyük bir olaydır. Hatta insanlık tarihinde dönüm noktası olmuştur. Olayın komplikasyonları ve geride bıraktığı izler Allah’ın dilediği vakte kadar hala devam edecektir. Savaşlar bunlar sebebiyle birbirini takip ediyor. Bu çerçevede her hangi bir şey söylem ne münasip ne makul ne de ağır basan bir maslahat olur. Tam tersine biz bu konuyu geçiyor ve vaktin gerektirdiğine ve şuan üzerine amelin bina edildiği (başka bir) meseleye yöneliyoruz.

Daha sonra Allah sizden veya bizden hayatta kalanlar için bir kolaylık sağlarsa, mesele belki tahkik edilir, kendisinden sonra tarihi konular etüt edildiği gibi bu konu da etüt edilir.

Diğer taraftan genel olarak bizim görüşümüz şudur ki, bu hadiseler hayır ve fetih(lere vesile) olmuştur. Hamd ve Minnet Allah’adır.

Bununla beraber en önemli husus –daha önce işaret edildiği gibi- bu husustaki kararlaştırılan fıkha ve Allah’u Teâlâ’nın buyruğundaki şu esasa göre ister isabet etsinler ister hata etsinler hiç şüphesiz biz kardeşlerimizle beraberiz. “Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.” (Bakara 217)

Şüphesiz biz şuan, haçlı küfür kuvvetlerine ve onların dostlarına karşı bir cihad içindeyiz. Molla Muhammed Ömer (hafizehullah) ve genel olarak Taliban’ın (dik) duruşundan ibret alın. Büyük hadise sebebiyle onlara isabet eden şiddet, yokluk, yara, bere, mahrumiyet ve musibetin benzeri hiçbir yerde kimsenin başına gelmemiştir. Bununla beraber, Allah’u Teâlâ onların kalplerini nurlandırmış, kalplerine kuvvet ve sekinet indirmiş, onlara dini bir fıkıh ve sahih bir bilinç vermiştir. Onlar ne konuştular ne geri durdular ne de olayları ve sayfaları karıştırarak kendilerini dedikoduya bıraktılar. Onlar sadece kendilerini amel etmeye verdiler.

Onları böyle zannediyoruz. Allah onlara yeter. Allah’tan onlara yardım etmesini ve kadirlerini yükseltmesini niyaz ediyoruz.

Şayet birisi: “Bu, hatayı düzeltmenin ve ona karşı sessiz kalmamanın vacip olduğu ilkesine zıttır” dese –ve bazılarının söylediği diğer sözleri söyleyecek olursa- ona şöyle cevap verilir: “Burada –hata olduğu fiilen sahih olsa bile- yanlışı düzeltmek mümkün değildir. Sonra, -bu sahih olsa bile- Şeyh Usame ve arkadaşlarının mazeret sahibi olması mümkündür. Hatta bu (şekilde düşünmek) elhamdulillah bize kolaydır.

Senin en fazla bilmen gereken, Şeyh Usame’nin (Allah onu korusun, düzeltsin ve ona yardım etsin) almış olduğu kararda hata etmesi, emiirine (müminlerin emirine) asi olması ve şuuraya tutunmamış olmasıdır. (Bu hususta bir açıklık bulunmaktadır) vs. tamam… Bundan başka ne vardır?

Bunu bildiğini ve anladığını varsayalım –ki kesinlikle buna kani olmayacaksın. Tam tersine sende anlaşılmayan şeyler baki kalacak. Senin yanında benzerleriyle itiraz etmek mümkün olan zanlar, hatta vehimler de baki kalacak.  Peki, şuan (bizden) talep edilen nedir? Amerika’nın yanında mı duracaksın? Terörizmle mücadele etmek için ittifak oluşturmuş devletlere destek mi olacaksın? Amerikan ‘adaletini’ yaymak için  “demir darbe” saldırısına mı katılacaksın!? Yoksa Müslüman kardeşlerinin yanında, onlara dost olup, Allah’ın ve onların düşmanlarına karşı onlara yardım edecek ve gücün yettiği kadar Allah yolunda cihad mı edeceksin? Aynı anda, nasihat ve tevcihini iifa edecek, Allah’ın kendisiyle emrettiği bütün amellerden iyiliği emretme, kötülüğü engelleme hüsn’i tedbir alma, ıslah etme, talimde bulunma ve Allah’a davet etme vecibeni yerine mi getireceksin?

Birincisini tercih edecek olursan, imtihanı kaybeder, bozguna uğrarsın. Tarih ilmi, onun beyaz ve siyah safhaları sana fayda sağlamayacak. Bilakis bu ilim, sana nisbeten faydasız, fasit bir ilim olacak. Dünya ve ahirette açık bir hüsrana uğrayacaksın. Ve sen, sayfalarını doldurmaya özen gösterdiğin tarihin çöplüğüne ilk giren ahmak ve cahillerden olacaksın. Biz sana küfür ve İslam milletinden çıkma hükmünü veririz. Artın seni kendimizden değil düşmanımız olarak görürüz. Allah’ın bizlere gösterdiği ve ilham ettiği ölçüde diğer düşmanlarımıza savaş açtığımız gibi sana da savaş açarız.

(Bu söylediklerim hakkında) Ne düşünüyorsun? İslam ehline ikinci seçenekten başka bir şık kalmamıştır. Bundan sonra, sen filan şeye itiraz eder, onu hatalı görürsün. Şu şey senin hoşuna gider, diğeri gitmez. Bizim bu konuda senin üzerine bir saltanatımız yoktur. Senin üzerine zorlayıcı da değiliz. Bu sana aittir.

Bununla birlikte kafirlerin karşısında, müminlerin yanında olman gerekir.  Dostluk ve düşmanlık… İşte bu büyük mihenk taşıdır.  İşte bu, 11 Eylül hadisesi ve sonrasında tecelli eden zor imtihandır. Başarılı olan ve unutulan… Allah müminlerin dostudur. Ve la havle ve la kuvvete illa billah.

Soruya dönecek olursak, zannımca bu saldırının cihadi cemaatlerin geneline veya birçoğuna, ister Taliban olsun ister bunun haricindeki Arap veya Arap olmayan cemaatler olsun, yakın vadede etkisi -gördüğün gibi-; istersen teşkilatlanmanın ve değişimin yenilenmesi de istersen yok oluş (de).

Taliban’ın devlet veya devlete benzer bir yapı olup da düşmesi (ne anlatmak istediğim noktasında) sana yeterlidir… Diğer tam (teşekküllü) cemaatler çökmüş, zail olmuş veya zail olmak üzereler. Ailelerinde, fertlerinde ve daha başka noktalarda öldürme ve esaret yakın zamanda benzeri görülmemiş bir şekilde şiddetlidir. Öyle ki kardeşimiz Şeyh Ebu Musab, bunu uhdud olarak isimlendirmiş![1]

Uzun vadede ise işaret ettiğimiz gibi bunun hayır olacağını ümit ediyoruz. İnşallah bu (bahis) ileride gelecektir. Şuan ise Irak’tan, Cezayir’den Sahra’dan ve daha başka bölgelerden, Taliban, Afganistan ve diğer (bölgelerdeki) alamet ve işaretlerden bahsediyoruz. Özetle (şuan) hasıl olan (durum), tarihi bir değişimdir.

Tarihi değişimler genellikle, zor olur. Onda bir sertlik vardır. Onun bedeli büyük ve çetindir. Allah en iyi bilendir. Allah kendisinden yardım istenilendir. Allah’u Tealanın lütuf ve rahmetini niyaz ediyoruz.

[1] Şeyh Ebu Musab (Allah onu esaretten kurtarsın) haçlıların Afganistan’a saldırısını “Da’vatu’l-Mukaveme” isimli kitabının birçok bölümünde ve daha başka yerlerde mücahitlerin uhdud’u olarak ifade eder. Örneğin (kitabının 723. Sayfasında) şöyle demiştir: “Cihad hareketi bir birini takip eden 2001-2004 seneleri arasında kadrolarının büyük çoğunluğunu kaybettiği muasır uhdud imtihanına tabi olmuştur. (Aynı kitabın 41. Sayfasında) şöyle der: “2001 Eylül hadiseleri patlak verdi, ikinci nesil (o dönemin mücahidlerini kastediyor) zorlu bir imtihana girdi. Böylelikle yirminci asır geçti ve üçüncü bin yıl korkunç bir katliam ve büyük bir uhdud ile başladı. Bu yılda kadrolarının, liderlerinin ve üslerinin büyük çoğunluğu yok olup gitti. Onların arasında ölümden ve esaretten çok azı müstesna kimse kurtulamadı…”

 

  Bu yaziya ait etiketler:
  Kategoriler: