Abdullah Azzam’ın Anıları Serisi – Allah Size Bir Misal Verdi

Abdullah Azzam’ın Anıları Serisi – Allah Size Bir Misal Verdi
Ekim 09 17:06 2018

 

Asya’nın Sesi Haber Merkezi

Abdullah Azzam’ın anılarını, sözlerini ve aktardığı rivayetleri içeren 100 sayfalık bir kitap yayınlandı. Kitap, Fi Zilalil Sureti Tevbe, Mecellet El Cihat, El Terbiye Cihadiyye Vel Bina, El Asile Vel Ecvibe El Cihadiyye gibi eserlerden derlenmiş.

Kitaptan öne çıkan bölümleri Güvenlik Politikaları Araştırmacıları için Türkçeleştiriyoruz:

“…Her ne zaman İbn Teymiyye ve Seyyid Kutub’un geride bıraktığı etkiye baksam, hemen şu ayetin manası aklıma gelir: “Görmez misin Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan ve Rabbinin izniyle her zaman meyve veren güzel bir ağaç gibidir.” (İbrahim24-25)

İbn Teymiyye Hicri 726’da hapishanede vefat etti. Kitapları yakılarak, kendisi İbn Kayyım’la beraber Dimeşk sokaklarında dolaştırılarak arkalarından çocuklar alay etti. İbn Teymiyye bazen cezaevinde de yazarmış ve kağıt kalemi elinden alındığı taktirde ise hücre duvarlarına taş parçası ile yazmaya devam edermiş. Kendisinin Hamaviyye veya Tedmuriyye eseri hücre duvarlarından kopyalanmıştır. İbn Teymiyye Hicri 726’da vefat etti ve kendisi ile rekabet eden alimler nihayet ondan kurtulduklarını zannettiler. Oysa tam dört asır sonra Arap Yarımadası’nın göbeğinde İbn Teymiyye’nin eserlerini seven ve öğrenen bir zat- Şeyh Muhammed bin Abdul Vehhab- ortaya çıktı. Muhammed bin Abdul Vehhab Dariyya’dan şuraya buraya kovularak Irak’a sürüldü. Sonra tekrar Arabistan’a döndü ve Allah Muhammed bin Suud’un kalbini ona karşı yumuşatarak misyonunu onun eliyle destekletti.

Tüm dünya çılgına dönmüştü ve bu davayı sonlandırmak ve Necid’den silmek için Muhammed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa ve Suriye-Mısır ordusu yola çıkartılarak hareketin lideri Ubeydullah bin Suud yakalatıldı. İnsanlar bu davanın sona erdiğini düşündüler. Elli sene önce yönetimi Muhammed bin Suud’un evlatlarından -Abdul Aziz- ele aldı. Abdul Aziz döneminde insanlar karış karış dolaşarak yemek için bir şeyler arıyormuş. Necid sakinlerinden birinin bana şöyle aktardığını hatırlıyorum: “Kıtlık döneminde karınca yuvalarını kazarak karıncaların topladıkları buğdayları yiyorduk. Gündelik hurmaya bile imkanımız yetmiyordu. Geçinebilmemiz için bir gün hurmayı yiyor sonraki gün ise çekirdeğini emiyorduk.”

Onlar aynı zamanda hurma asmalarını -ki bundan hurma yetiştiriliyor- da yıkar ve suyunu kullanmak için toplarlarmış. Sonra Allah bu petrolün Arap Yarımadasından bulunmasını diledi ve ülke İbn Teymiyye’nin kitaplarını o kadar basarak dağıttı ki, dünyada onun kitaplarından yoksun bir tane kütüphane kalmadı. Bu gün birini susturmak istediğinde ona, İbn Teymiyye şöyle ve şöyle demiş dersen adam hemen susar. [“Görmez misin Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan ve Rabbinin izniyle her zaman meyve veren güzel bir ağaç gibidir…”]

Benzer hikaye Seyyid Kutub için de geçerlidir. Seyyid Kutub cezaevinde idam edilmiştir, sokakta değil. Onu cezaevinde karanlık bir odada idam etmişler ve şu güne kadar kimse mezarının nerede olduğunu bilmiyor. Hatta kendi ailesi bile onun nerede defnedildiğini bilmiyor. Seyyid Kutub’un eski dostlarından biri bana şöyle demişti: “Keşke kabrinin nerede olduğunu bilseydik de onu ziyaret etseydik…”

Ben de kendisine şöyle cevap vermiştim: “Rabbi biliyor, siz bilmeseniz de olur.” Seyyid Kutub’un idam edildiği gün Mısır sokaklarında 6-8 bin arası “Fi Zilalil Kuran” kopyası, başka bir deyişle 64,000 cilt kitap yakılmıştı. Evinde, Seyyid Kutub’a ait her hangi bir kitap-özellikle de “Yoldaki İşaretler”-bulunduran her kes on yıl hapse mahkum ediliyordu. Seyyid Kutub’un kitapları afyon gibi görülüyordu! Ve aslında afyon gibiydi! Onun kitaplarına karşı her kes esrar ve haşhaşa karşı uyarıldığı gibi uyarılmaktaydı.

“Arapların Sesi” radyosu Seyyid Kutub’un idam sebebini şöyle duyurmaktaydı: “Seyyid Kutub Ümm Gülsüm’ü öldürmek istiyor, yardımsever teşkilatı ve Kuran yayını yapan radyoyu yıkmayı amaçlıyor. Kendisinin Batı İstihbaratı ile ilişkisi var, O bir Amerikan ve Batı casusudur.”

Ben “Arapların Sesi” radyosunda bu duyuruyu duyuran Ahmet Said isimli zatın-mekanı cehennem olsun, varılacak ne kötü yerdir orası- Seyyid Kutub hakkında söylediği şu sözleri bizzat duydum: “Mekanı cehennem olsun, ne kötü yerdir orası”

Bunun ardından insanlar kendi kendilerine: “Acaba, infaz edilen bu adam kimdi ve infazına neden olan “Fi Zilalil Kuran” ve “Yoldaki İşaretler” kitapları da neyin nesiydi?”, diye sormaya başlayınca herkes bu kitapları aramaya başladı. Bu durum öyle bir hal aldı ki, hatta Beyrut’ta  iflas etmekte olan bir Hristiyan yayın şirketine diğer hristiyan yandaşları: “Eğer şirketini kurtarmak istiyorsan Fi Zilalil Kuran kitabını basacaksın,” diye nasihatte bulundu. Evet bu yayın şirketi de aynen söylenileni yaptı. Seyyid Kutub’un idam edildiği sene kitabını yedi kez bastı! Seyyid Kutub’un kendi döneminde bu kitap sadece bir veya bir buçuk kez basılmış, ikinci baskısı bile tamamlanmamıştır. Seyyid Kutub’un kitaplarını okuyan herkes ondan etkilenerek  Allah’a dönmüş ve Allah’ın azabı, insanları bu kitapları okumaktan alıkoyanların üzerine inmiştir.

Seyyid Kutub’un kitapları yakılırken sevincinden hoplayıp zıplayarak düdük çalanlara rağmen bu gün onun kitaplarını yanında bulundurmayan hiç bir Müslüman grup bulamazsın. Bu gün Seyyid Kutub’un kitapları hemen hemen tüm dillere çevrilmiş durumda…”

[Fi Zilalil Sureti Tevbe; sayfa 242-243]

 

  Bu yaziya ait etiketler:
  Kategoriler: